← Arşive Dön
2016-01-06Oral Ünlü

“Stalk”un tarihsel arka planı ve yeni çağın dijital vebası: FOMO

İlk kez 1600’lü yıllarda yoğunlukla Avrupa’da baş gösteren veba hastalığı dünya üzerinde toplu ölümlere sebep olmuş, tıptaki gelişmelerin de etkisiyle ancak 300 yıl sonra dünya üzerinden silinmeye başlamıştı. Orta Çağ İngiltere ve Fransa’sında meydana gelen toplu ölümler, internetin ortaya çıkmasından yalnızca 30 yıl öncesine kadar dünyada adından en sık söz ettiren medikal fenomen olma özelliğini sürdürüyordu. Doktorlar veba üzerine yıllar süren çalışmalar gerçekleştirdi ve en son 1950’lerde Madagaskar’da izine rastlandı. O günden beri kitlesel anlamda görünmüyor olsa da, yerini öldürmeyen bir diğer hastalığa bıraktığını söylemek yanlış olmaz: FOMO…

Tıptaki gelişmelerle uzayan insan yaşamı son 100 yılda dünyanın birçok bölgesinde neredeyse ikiye katlanınca, “kısa ve ölümlü yaşam” yerini “teoloji”nin dayattığı imtihan yeri olma özelliğinden zamansal anlamda ayrışan “teknoloji”nin önünü açtığı “uzun ve ölümsüz yaşam”a bıraktı.

Teknoloji çağının sonsuz olanaklarının getirmiş olduğu dijital yaşam ya da sanal dünya -adına her ne denirse- 80’li yıllarda pasif olarak hayatımıza giren ve sonraki yıllarda hayatımızın kendisi olmaya başlayan internetin önünü açtı. 90’ların sonunda insanlar internet üzerinden alışveriş yapma, yeni kişilerle tanışma, fatura ödeme gibi temel yaşam ihtiyaçlarını ve sosyal yaşamda bulunma sebeplerini yavaş yavaş sonu gelmeyen bir tembel yaşam şekline terk etmeye başlarken 2000’lere geçtiğimizde “sosyal medya” olgusuyla tanışmaya başladılar. Bu gelişme birçok insana göre artık dışarı çıkmak için tek sebep olarak kabul edilebilecek ve Maslow’un İhtiyaçlar Hiyerarşisi’nde değindiği tüm ihtiyaçların en lüksü olarak kabul edilen “kendini gerçekleştirme” ihtiyacını da giderebilmesini sağlıyor, diğer insanlar tarafından kabul görmek adına bir kürsüye çıkıp herhangi bir alanda fikirlerini söylemek yerine bir blogda yazılar yazmasının yeterli olacağı haplaştırılmış bir öz tatmin olgusunu dünyayla tanıştırıyordu. Orta Çağ Avrupası’nda tüy kalem ve divitle yazılan manifestolar, romanlar, duyurular ve fermanlar, harfleri önümüze seren klavyeler ile yazılabilir ve posta kullanmaya gerek duymadan tüm dünyayla paylaşılabilir hale geldiler.

20. asrın ilk yıllarında “Amerika’da bir garajda” kuluçkaya yatan fikirlerin bir bir uygulamaya geçtiği yakın dönemde, yeni sosyal platformlar hayatlarımızla girift bir yapıya gelmişti bile. İlk zamanlarda kendini gerçekleştirme aşamasında altın bir anahtar olarak değerlendirilebilecek sosyal medya mecraları, günümüzde başkalarının kendini gerçekleştirme süreçlerinin anlık olarak izlenebildiği dev bir arena olmaya başladı.

Bugün başkalarının hayatlarını takip etme dürtüsünün modern versiyonu “stalk” kavramı sayesinde, bir sapkın olarak yaftalanmadan istediğimiz kişinin hayatını uzaktan takip edebiliyoruz. Şüphesiz ki teknolojinin getirdiği tembellik çağında bu denli rahatça yapabildiğimiz “stalk”ı geçmişte yapmaya kalksaydık Arap Yarımadası’nda kırbaçlanmayla, Batı’da giyotin cezasına çarptırılmayla, Afrika’da aslanlara yem olarak terk edilme cezasıyla karşılaşırdık. Zira geçmişte yaşayan insanların ne özelini bu denli sergilediğine ne de evlerinin perdesini ardına kadar açık bırakarak günlük yaşamlarına kaygısızca devam ettiklerine şahit olabilirdik.

“Fear of missing out” yani kısaca ve daha geniş kitleler tarafından bilinen haliyle FOMO; teknoloji çağının insanlarında var olan takip etme alışkanlığının, iletişimde ikinci taraf olan internet erişiminin sekteye uğramasıyla imkansız hale gelmesi durumu ve bu duruma karşı duyulan derin endişe anlamına geliyor. Öldürme gücü olmasa da hızla yayılan bu genel endişe durumu, sosyal medyayı ve genel anlamda interneti temel ihtiyaçlar kategorisine sokarken bu sonsuz teknolojik deryanın ve bu derya üzerinde seyreden armadaları -yani şirketleri- daha da ölümsüz hale getiriyor.

Bu bağımlılığın sosyal medya mecralarının yaratım süreçlerinde göz önünde bulundurulup bulundurulmadığını tam olarak bilmemiz mümkün olmasa da, gelişmelerinde büyük pay sahibi olduğumuz bu canavarların bize damarlarımızdaki kandan ve kanlarımıza karışan veba virüslerinden bile daha yakın olduğunu bilmemizde fayda var.

Bu yazıyı okumayı sonlandırdığınıza göre Facebook bildirimlerini, tweetleri ve Instagram postlarını bir kontrol edin zira “sizinkiler” dün bi’ mekanda toplanmıştı ve siz orada değildiniz.

Orijinal kaynak (Wayback Machine)