← Arşive Dön
2014-09-02Rabia Çalhan

Bir Metin Yazarının Ctrl+v ile Ctrl+c Arasında Sıkışmış Yaşamı

Bir metin yazarı ne iş yapar? Metin yazar tabi. Müşterileri için içerik üretir, yaratıcı ekip içinde yer alır, içerik fikirleri üzerinden kampanya oluşturmaya çalışır. Uzun ve meşakkatli bir yoldur bu.

Metin Yazarı Parlatır, Tasarımcı Parlar

Bir defa ne kadar uğraşırsanız uğraşın ofiste tasarımcı kadar teşekkür alamazsınız. Dolayısıyla egoların çarpıştığı sosyal medya dünyasında “parlamayı” düşünüyorsanız tasarımcının her zaman sizden önde olacağını kabul etmelisiniz. Ne de olsa degrade vermeyi de efekt uygulamayı da o biliyor. Sizin içeriğinizi parlatırken alkışların da ona gitmesi gayet normal. O yüzden beklentilerinizi düşük tutarak klavyenize gömülün. Böylesi daha kolay.

İçerik Yazmak Söz Konusu Olduğunda Her Deadline Erkendir

Genellikle olay şudur: -“Hemen bir paylaşım yapmamız lazım.” -“Peki ne için?” -“X müşteriye, Y konusu hakkında.” Siz daha maili açıp konuyu anlamaya çalışırken oradan biri seslenir. “Hazır mı?” Eğer ışık hızı bir insan olsaydı metin yazarlığını kendine meslek seçerdi. “Düşünmeye ihtiyacım var” gibi lanetli bir cümle kuramazsınız. Çünkü zaten bütün ekip bir ağızdan “Hazır mı?” diye sorarken düşünemezsiniz de. En iyisi yine klavyeye gömülmek.

Kimseye Etmem Şikayet, Ağlarım Ben Halime”

Bir metin yazarı planlı olmak zorundadır. Eğer planlı olmazsanız gelecek ayın bütün paylaşım çizelgeleri dağ olup önünüze yığılır. Zira bütün ay boyunca “bugün sadece çizelge çalışacağım” şeklinde kendinize verdiğiniz hiç bir sözü tutamamışsınızdır. Planlı olsanız da durumun değişmeyeceğini bildiğiniz için ayın son günlerinde “beni rahat bırakın, hiperaktif bir moddayım, kafamı toparlayamıyorum, sanırım enerjimi tükettim” gibi bahanelere sığınırsınız. Tabi kimse yemez. Yine de şefkat gösterirler. Zira biz bir ekibiz. En kötü durumda nazınız diğer metin yazarına geçer. Ama heyhat onun durumu da sizden farklı değildir. Sonuç: Klavyeye yapışırsınız.

Ctrl+v ile Ctrl+c Sorunsalı

Vee final. Çizelgeler onaya gider, yoğun bir mail trafiğinin içinde sağa sola çarpmadan, mail zincirini karıştırmadan ve tabi ki benim sık sık yaptığım gibi paylaşım yerine “paylşaım” yazmadan mail trafiğini yönetmeye çalışırsınız. Burada artık parmaklarınız evrim geçirir. Ctrl+c ile Ctrl+v arasında bir yerlerde bir hayatınızın olduğunu ama ısrarla F5 yapsanız bile bir süre daha “refresh” olamayacağınızı bilirsiniz. O yazamadığınız kitap düşlerinize girer, hala Emrah Serbes okuyamadığınız için derin bir vicdan azabı girdabının içine çekilirsiniz. Vicdan azabını unutmanın tek yolu vardır: Klavyenize yapışırsınız.

Sen Bir Gün Dinlen Artık

Bonus: Özel mesajlarda artık “bittim, tükendim, yetişemiyorum, zorlanıyorum” diye dert yandığınız sevgili founder bir gün başında melek halesiyle gelir ofise ve şöyle basit bir cümle kurar: “Sen çok yoruldun, biraz dinlen.” İşte bonus budur. Cebinizde, aklınızda kelimelerle eve – hayır hayır önce kuaföre- koşarsınız. Kuaförün o bol ışıklı aynasına bakar bakmaz anlarsınız bu “bonusu” neden aldığınızı.

Orijinal kaynak (Wayback Machine)